Şüpheli Alacaklar ve Karşılık Ayrılması
Rüknettin KUMKALE
Vergi Usul Kanunu'nun Şüpheli Alacaklar Başlıklı 323. maddesi, şu hükümleri taşımaktadır;
"Ticari ve zırai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla,
1.Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
2.Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar,
Şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirilir."
Bilançoların işletmenin hakiki durumunu göstermesi, ihtiva ettiği bilgilerin işletmenin sahip ve yöneticilerine geleceğin planlanmasında yardımcı olması esastır. Bu açıdan işletmenin gerçek alacaklarının bilanço tutarlarında yer alması tahsilinde zorluk veya imkansızlık olan alacakların ayrı bir hesapta toplanmasında yarar bulunmaktadır. Bu tip alacaklar şüpheli alacaklar hesabına alınabilir. Ancak şüpheli alacaklar hesabına alınan tutarlar için karşılık ayrılmasının belli şartları bulunmaktadır.
Vergi Usul Yasasının Şüpheli Alacaklar Başlıklı 323. maddesinin yukarıya çıkarılan hükümlerinin uygulanması sırasında karşılaşılacak hususlar aşağıya çıkarılmıştır.
- Şüpheli bir alacağın zarar yazılabilmesi için önce karşılık ayrılması gerekmektedir.
- Şüpheli alacaklar ancak bilanço usulüne göre defter tutan mükellefler tarafından zarara yazılabilmektedir. Diğer bir anlatımla işletme hesabı usulüne göre defter tutan mükellefler şüpheli alacak karşılığı ayıramazlar.
- Şüpheli Alacaklar için şüpheli hale geldikleri hesap döneminde karşılık ayrılabilir. Dolayısıyla şüpheli hale geldikleri hesap döneminde zarar olarak yazılabilme olanağı vardır. Buna bağlı olarak bir alacağın şüpheli hale geldiği dönemde zarar kaydedilmemesi halinde bundan sonraki dönemlerde zarara intikal ettirilmesine olanak yoktur.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 08.12.2006 tarih ve E.2006/291, K. 2006/334 sayılı kararında, İstanbul 7.Vergi Mahkemesi 8.3.2004 günlü ve E:2002/1198, K:2004/444 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 323 üncü maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasında bulunan alacaklar ile yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan veya icra takibine değmeyecek küçük alacakların şüpheli alacak sayılacağının öngörüldüğü, şüpheli alacak karşılığı ayırmanın yükümlülerin ihtiyarına bırakılmasının, onları en çok kâr sağladıkları yılda şüpheli alacak karşılığı ayırma yoluna iteceği, bunun ise kanun koyucunun amacına aykırı düşeceği, olayda alacağın 2000 yılında şüpheli hale geldiği ihtilafsız olduğundan, karşılığın bu yılda ayrılması gerektiği, (…) gerekçesiyle, davayı red ettiği belirtilmiş,
Bu kararın, Danıştay Dördüncü Dairesi 5.5.2005 günlü ve E:2004/1675, K:2005/808 sayılı kararında belirttiği "213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinin birinci fıkrasında, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili olmak şartıyla dava veya icra safhasında bulunan alacakların şüpheli alacak sayılacağı ve ikinci fıkrasında şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceğinin öngörüldüğü, bu düzenlemede alacağın şüpheli hale geldiği tarihte karşılık ayrılmasını zorunlu kılan bir hükme yer verilmediği, alacağın maddede gösterilen niteliklere sahip olup olmadığının önemli olduğu, dönemin değişmesiyle alacağın şüpheli olma niteliğini kaybettiğinin kabulünün kanunda öngörülmeyen, bu nedenle de kanunla tanınan bir hakkın bertaraf edilmesi anlamına geleceği, dava dilekçesine eklenen listede tahsil edilemeyen alacaklarla ilgili olarak açılan davalara ilişkin bilgilere yer verildiği, bu bilgilerin doğruluğu araştırılmak suretiyle alacakların şüphelilik halinin devam edip etmediğinin tespiti gerektiği, bu tespitin yapılması durumunda, alacağın şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılmamasının bir önem arz etmeyeceği, mahkemece, kayıtlarda alacak olarak görünen meblağ için şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayrılmamış olması nedeniyle şüpheli alacak olarak kabul edilmemesinin yasal dayanağı bulunmadığı" gerekçesiyle, mahkeme kararının bu hususa ilişkin hüküm fıkrasını bozduğu belirtilmiştir.
Bozma kararına uymayan İstanbul 7.Vergi Mahkemesi 31.5.2006 günlü ve E:2006/922, K:2006/1372 sayılı kararıyla; davanın reddine ilişkin kararında ısrar etmiştir. Israr kararı yükümlü şirket tarafından temyiz edilmiş, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 08.12.2006 tarih ve E.2006/291, K. 2006/334 sayılı kararında, İstanbul 7.Vergi Mahkemesinin 31.5.2006 günlü ve E:2006/922, K:2006/1372 sayılı ısrar kararı, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurullarınca da uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmediği belirtilmiştir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun bu kararında vurgulamak istediği nokta, Şüpheli Alacaklar için şüpheli hale geldikleri hesap döneminde karşılık ayrılabileceği, bundan sonraki dönemlerde karşılık ayrılamayacağı hususudur. Bu nokta da gerekçe, mahkemenin kararındaki "şüpheli alacak karşılığı ayırmanın yükümlülerin ihtiyarına bırakılmasının, onları en çok kâr sağladıkları yılda şüpheli alacak karşılığı ayırma yoluna iteceği, bunun ise kanun koyucunun amacına aykırı düşeceği," ifadelerden kaynaklanmaktadır. (Kaynak : Kazancı İçtihat Bankası)
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın...
Kaynak ve Yazının Devamı ► http://www.dunya.com/supheli-alacaklar-ve-karsilik-ayrilmasi-160300yy.htm
