Çok Basamaklı Asgari Ücretin Ayak Sesleri
Adem Karabacak
Sosyal Güvenlik Denetmen Yrd.
ademkarabacak@outlook.com
Asgari ücretin ortaya çıkış mantığının temelinde iş hayatımızın
asıl süjesi olan işçinin korunması fikri yatmaktadır. Yani; devlet yasa ile
kural belirleme gücüne dayanarak her alanda düzenleme yapabildiği gibi, hem iş
barışının sağlanması için bir referans noktası belirlemek hem de toplumsal
refahı yükseltmek için bir işçinin belli bir çalışma karşılığında alabileceği
minimum ücreti kendisi belirler. Aslında bu mantığı sadece işçiler açısından
değil diğer ekonomik aktörler açısından da görmekteyiz. Mesela çiftçiyi korumak
için de çiftçinin ürettiği ürüne taban fiyat belirlenmesinin de altında emeğin
korunması ve emek sahiplerinin belli bir gelir seviyesinin altına düşmesinin
önüne geçilmesi amacı yatmaktadır.
Belli
adaletsizliklerin giderilmesi amacıyla uygulamaya konulan kimi düzenlemeler
bazen zaman içinde ironik bir hal alıp asıl adaletsizliklerin nedeni haline
gelebiliyor ya da koruması gerekeni mağdur duruma düşürebiliyor. Asgari ücret
uygulaması her ne kadar bir işçinin aylık en az kazanması gereken ücreti
belirlemek için uygulanıyor olsa da bu gün çoğu işçi çalıştıran tarafından
işçiye verilmesi gereken ücret ya da yasal kayıtlara yansıtılması gereken tutar
olarak algılanmaktadır. Bu durum ise Sosyal Güvenlik Kurumu açısından eksik
sigorta primi bildirimine bağlı daha az prim geliri, işçi açısından da emekli
olduğunda daha az emekli aylığı demektir. Sosyal Güvenlik Kurumu bu
suiistimalin önüne geçebilmek için son yıllarda çalışmalar yapmaktadır. Bu
çalışmalardan ilki işyerlerinde yönetici/müdür pozisyonunda olanların
kazançlarının Kuruma belli ücretin altında bildirilememesi şeklindeydi.
Ardından bu kervana doktorlar, profesyonel futbolcular gibi yüksek kazanç elde
ettikleri herkesçe tahmin edilebilen meslek grupları da eklendi.
Her çalışanın
aynı ücreti alamayacağı ancak çalışanların daha yüksek ücretler almasına karşın
asgari ücret kazancı üzerinden bildirilmesi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından
kayıt dışılığın bir diğer şekli olarak tanımlanmaktadır. Bu durumun önüne
tamamen geçilebilmesi her ne kadar mümkün değilse de en azından taban ücret
için meslek bazında eşit işe eşit ücret bildiriminin uygulamaya alınması makul
bir çözüm gibi görünmektedir.
Yukarıda
anlatmaya çalıştığımız eksikliği gidermek amacıyla 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 102 maddesi n bendi eklenmiş ve ‘’Muhtasar
ve prim hizmet beyannamesinde, sigortalıların işyerlerinde fiilen yaptıkları
işe uygun meslek adı ve kodunu, gerçeğe aykırı bildiren her bir işyeri için
aylık asgari ücreti geçmemek üzere meslek adı ve kodu gerçeğe aykırı bildirilen
sigortalı başına asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası
uygulanır.’’ Denilmiştir. Çalışma hayatında sessiz bir
devrimin belki de ayak sesleri olarak değerlendirebileceğimiz bir uygulama yürürlüğe
girmeye hazırlanıyor. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim hizmet
belgesi ile Gelir İdaresine Başkanlığına verilen Muhtasar beyannamenin
birleştirilmesi işlemi tamamlanabilseydi 01.01.2018 tarihi itibari ile bu
değişiklik hâlihazırda uygulanıyor olacaktı. Şu an için öngörülen yürürlük
tarihi 01.07.2018 olarak açıklanmıştır.
Sonuç olarak
meslek kodu bildirim zorunluluğunun getirilmesi ve aksi durumların idari para
cezasına bağlanması, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından eksik kazanç bildirimi
ile ciddi mücadele edileceği ve en önemlisi de önümüzdeki süreçte bu durumun
önüne geçilmesi için tüm meslek grupları için ayrı ayrı asgari ücretin
belirleneceğini anlaşılmaktadır. Böylece hem eşit işe eşit ücret uygulanarak iş
barışı sağlanacak hem de kayıt dışı çalışma daha da aşağı seviyelere çekilmiş
olacaktır.
