Şirket Yetkilileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şirket Yetkilileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ocak 2018 Cuma
9 Nisan 2015 Perşembe
Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı Gerçekten Eski Yöneticileri Sorumluktan Kurtarıyor mu?
Unknown | 11:27 | Amme Alacakları | Anayasa Mahkemesi | Atilla Dölarslan | Kanuni Temsilciler | Şirket Yetkilileri | Şirket Yöneticileri | Vergi Borcu
Atilla Dölarslan
Yeminli Mali Müşavir
E. Baş Hesap Uzmanı
Yöntem YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.
Yeminli Mali Müşavir
E. Baş Hesap Uzmanı
Yöntem YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.
3 Nisan 2015 Tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanan Anayasa Mahkemesi Kararı kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik bazı tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Bazı makalelerde, bu iptal kararı ile kanuni temsilcilerin geçmişe yönelik sorumluluklarının kalktığına dair yorumlar okuyoruz.
Aşağıda bu konudaki düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız.
İptal edilen hükümler nelerdi?
Anılan Anayasa Mahkeme Kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ un “kanuni temsilcilerin sorumluluğu”nu düzenleyen Mükerrer 35’nci maddesinin beş ve altıncı fıkraları iptal edildi.
Anılan 35’nci madde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından tahsil edileceğini düzenliyor.
Bu maddeye, 2008 yılında, Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilen bahsi geçen aşağıdaki fıkralar eklenmişti:
“Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz."
İşte Anayasa Mahkemesi yukarıdaki iki fıkranın iptaline karar verdi.
İptal sürecine nasıl gelindi?
Bir mükellef, hisselerini 30 Aralık 2011 tarihinde devretmesine rağmen, 2011 yılı Aralık ayına ait KDV ve muhtasar beyannamelerine ait borçlar ile 2011 yılına ait kurumlar vergisinin ödenmemiş olması nedeniyle adına yapılan haciz işlemini dava etti ve dilekçesinde buna dayanak gösterilen kanun hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu iddia etti.
Vergi Dairesi ise (ödeme dönemleri hisse devri tarihinden sonra olsa bile) vergi borcuna konu işlemlerin mükellefin kanuni temsilci olduğu dönemde olmasını gerekçe gösteriyordu.
Yargılama sonucunda, hem haciz işlemi iptal edildi, hem de Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunarak dosya incelenmesi isteğiyle Anayasa Mahkemesine gönderildi.
Anayasa Mahkemesi de 19.03.2015 Tarih ve 2015/29 Sayılı Kararı ile bahsi geçen fıkraları Anayasaya aykırı bularak iptal etti.
İptal gerekçesi neydi?
Anayasa Mahkemesi Kararında anılan fıkraların iptal gerekçesi olarak yer alan bölüm şöyle:
“Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.”
İptal gerekçesi böyle olunca da iptal kararı birçok çevrede “Anayasa Mahkemesi kanuni temsilcilerin geçmişe yönelik sorumluluğunu iptal etti” olarak yorumlandı.
İptal kararı ne anlama geliyor?
Hemen belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararı, kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor, sadece “kusurlu” olmadıkları halde sorumlu tutulmalarını engelliyor.
Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik düzenlemelerin süreci incelendiğinde konu daha iyi anlaşılabilecektir.
Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik düzenlemelerin kronolojisi
Konuya yönelik ilk düzenleme Vergi Usul Kanunundaydı.
Anılan kanunun 10’ncu maddesinde kanuni temsilcilerin vergilendirmeye ilişkin ödevlerini “kasıt ve ihmalleriyle” yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi alacakları kanuni temsilcilerden alınacağı hükme bağlanmıştı.
Bu düzenleme 1988 yılında 3505 Sayılı Kanunla değişti ve kasıt veya ihmali bulunmasa dahi, kanuni temsilciler “ödevlerini yerine getirmemeleri” diğer bir ifade ile “kusurlu” olmaları halinde sorumlu hale geldiler.
Ancak Vergi Usul Kanununun uygulama alanı genel bütçeye giren vergi (gümrük vergileri hariç), resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar ile sınırlıydı.
Böyle olunca da bu alacaklar dışındaki kamu alacakları, örneğin o dönemlerde uygulamada olan fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi bazı amme alacakları için kanuni temsilcilere gidilemiyordu.
İşte bu boşluk Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ da 1995 yılında yapılan bir düzenleme ile dolduruldu ve kanuna Mükerrer 35’nci madde eklendi.
Eklenen bu yeni madde şöyleydi:
“Mükerrer Madde 35- [ 1] Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.”
Görüldüğü gibi, bu maddede, VUK’un 10’ncu maddesinde olduğu gibi “kusur” da aranmıyordu.
Maddenin getiriliş amacı, VUK kapsamı dışındaki kamu alacaklarını güvence altına almak olsa da, Maliye İdaresi, bu maddeyi vergi, resim ve harçlar için de uygulamaya kalktı.
Kusurlu olsun olmasın kanuni temsilciler bu madde dayanak gösterilerek sorumlu tutuldu ve hacizler uygulandı.
Ancak bu haksız uygulamalar Vergi Yargısınca hep engellendi. Yargıya başvuranlar haklarını korudular, başvurmayan ya da başvuramayanlar hep mağdur oldular.
Yargı organları haksız uygulamaların önün kesince, bu kez de 2008 yılında mükerrer maddeye şimdi iptal edilen fıkralar eklendi.
Yapılan düzenleme ile Mükerrer 35’ inci maddesinin VUK kapsamındaki alacaklar için de uygulanması sağlandı ve “ister kusurlu olsun ister kusursuz olsun” kanuni temsilcilerin takibinin önü açıldı.
Ayrıca amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olması sağlandı.
Böyle olunca da iki ayrı kanunda birbiriyle çelişen iki ayrı uygulama doğmuş oldu.
Yani Vergi Usul Kanunundaki sorumluluk uygulamasında “kusurlu olma şartı” aranmaktayken, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ da bu şart yoktu.
Bu durum ise, iptal gerekçesinde yer aldığı üzere “aynı maddi olaya iki ayrı yasal düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşturmakta” ydı.
Sonuçta Anayasa Mahkemesi 2008 yılında eklenen bu iki fıkrayı iptal etti.
Sonuç
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor.
İptal edilen düzenleme, asıl olarak kanuni temsilcinin “kusurlu olmasa dahi” sorumlu olacağına dair düzenlemedir.
İptal kararı ile kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarının kalktığı şeklindeki yorum yanıltıcıdır.
Kanuni temsilcilik görevinden ayrılmış olsa dahi, amme alacağının ödenmemiş olmasında kusuru olan kanuni temsilcilerin VUK’nun 10’ncu maddesinde kapsamında sorumluluğu devam edecektir.
İptal kararı ile doğal olarak ve iptal kararına neden olan örnekte olduğu gibi görevinden ayrılmış kanuni temsilciler kendisine ait dönemde doğmuş ancak ödeme dönemi görevden ayrıldığı tarihten sonra olan kamu alacaklarından sorumlu olmayacaklardır. Çünkü borcu ödememe ona ait bir fiil değildir.
Ancak kendi döneminde ödenmesi gereken vergilerin ödenmemiş olması kendi kusuru olacağı için sorumluluğu elbette ki devam edecektir.
İptal kararının etkisi sadece görevinden ayrılmış eski yönetici açısından da değildir.
Aynı şey yeni kanuni temsilci için de söz konusudur. Kendi döneminde ödenmesi gerekse dahi kusuru bulunmayan yeni kanuni temsilcinin de sorumluluğu olmayacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nden ‘Devrim’ Niteliğinde Karar!
Unknown | 09:31 | Amme Alacakları | Cumhuriyet Gazetesi | Destek Primi | Emekliler | Şirket Borçları | Şirket Müdürü | Şirket Yetkilileri | Şirket Yöneticileri | Vergi Borcu | Yahya Arıkan
Yahya Arıkan
Anayasa Mahkemesi, 19 Mart’ta aldığı çok önemli bir kararı 3 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bu karar ile daha önce bu köşeden defalarca duyurduğumuz birçok haksızlığın önüne geçildi. Özellikle, borçların tahsilini düzenleyen bu yasa ile şirket temsilcileri kurumun ödemediği vergi borcundan sorumlu tutulamayacak. Yukarıda belirttiğimiz üzere, kararın devrim niteliğinde olması ise bu haksızlıkları önlemesinden kaynaklanıyor.
Anayasa Mahkemesi, 19 Mart 2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 Numaralı Kararı ile 6183 Sayılı Kanun’un Mükerrer 35. Maddesinin Beşinci ve Altıncı Fıkralarını, Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
İptal ettiği fıkra hükümleri ise şu şekilde:
l Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
l Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bu karar ile daha önce bu köşeden defalarca duyurduğumuz birçok haksızlığın önüne geçildi. Özellikle, borçların tahsilini düzenleyen bu yasa ile şirket temsilcileri kurumun ödemediği vergi borcundan sorumlu tutulamayacak. Yukarıda belirttiğimiz üzere, kararın devrim niteliğinde olması ise bu haksızlıkları önlemesinden kaynaklanıyor.
Anayasa Mahkemesi, 19 Mart 2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 Numaralı Kararı ile 6183 Sayılı Kanun’un Mükerrer 35. Maddesinin Beşinci ve Altıncı Fıkralarını, Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
İptal ettiği fıkra hükümleri ise şu şekilde:
l Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
l Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Sorumluluk devri!
6183 sayılı yasa özetle, vergi borçlarının tahsil yöntemlerini düzenliyor. Bu yasanın, mükerrer 35. maddesi ise kanuni temsilcilerin, en çok görülen şekliyle limited şirketlerde müdürlerin, anonim şirketlerde ise yönetim kurulunun, vergi borçlarından şahsi mal varlığı ile sorumlu olmalarını düzenliyor.
Ancak, kanuni temsilcilik sıfatının devredilmesi halinde, borçtan sorumluluğun da devredilmesi gerekir. Fakat yukarıda yer verdiğimiz iptal edilen fıkra hükmü, kanuni temsilcilik devredilince sorumluluğun devredilmeyeceğini söylüyordu.
Bu durum pek çok haksız uygulamaya sebebiyet veriyordu. Daha önce bu köşeden paylaşmıştık. Örneğin, yeni şirket müdürü, müdür olmadığı döneme ait defter ve belgelerini ibraz etmediği için şirketin KDV indirimleri reddediliyor ve tarhiyat yapılıyor. Vergi dairesi bu durumda hiçbir sorumluluğu olmayan eski müdüre ödeme emri gönderiyor ve eski ortağı vergi borcundan sorumlu tutabiliyordu.
İşte Anayasa Mahkemesi, iptal kararı ile tam olarak bu haksızlığa ‘dur’ dedi. Anılan kararda açıkça, kusura dayalı sorumluluktan bahsediliyor. Yani, kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için vergi ödevlerini yerine getirmemiş olmaları gerektiği vurgulanıyor.
6183 sayılı yasa özetle, vergi borçlarının tahsil yöntemlerini düzenliyor. Bu yasanın, mükerrer 35. maddesi ise kanuni temsilcilerin, en çok görülen şekliyle limited şirketlerde müdürlerin, anonim şirketlerde ise yönetim kurulunun, vergi borçlarından şahsi mal varlığı ile sorumlu olmalarını düzenliyor.
Ancak, kanuni temsilcilik sıfatının devredilmesi halinde, borçtan sorumluluğun da devredilmesi gerekir. Fakat yukarıda yer verdiğimiz iptal edilen fıkra hükmü, kanuni temsilcilik devredilince sorumluluğun devredilmeyeceğini söylüyordu.
Bu durum pek çok haksız uygulamaya sebebiyet veriyordu. Daha önce bu köşeden paylaşmıştık. Örneğin, yeni şirket müdürü, müdür olmadığı döneme ait defter ve belgelerini ibraz etmediği için şirketin KDV indirimleri reddediliyor ve tarhiyat yapılıyor. Vergi dairesi bu durumda hiçbir sorumluluğu olmayan eski müdüre ödeme emri gönderiyor ve eski ortağı vergi borcundan sorumlu tutabiliyordu.
İşte Anayasa Mahkemesi, iptal kararı ile tam olarak bu haksızlığa ‘dur’ dedi. Anılan kararda açıkça, kusura dayalı sorumluluktan bahsediliyor. Yani, kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için vergi ödevlerini yerine getirmemiş olmaları gerektiği vurgulanıyor.
Vergi borcu şirketin!
Buna göre...
Buna göre...
Kaynak ve Yazının Devamı ► http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/247580/Anayasa_Mahkemesi_nden__Devrim__Niteliginde_Karar_.html
6 Nisan 2015 Pazartesi
Şirket yetkililerine Anayasa Mahkemesi'nden müjde!
Unknown | 13:55 | Amme Alacakları | Anayasa Mahkemesi | Borç | Ekrem Öncü | Şirket Yetkilileri | Şirket Yöneticileri | Vergi Borcu
Ekrem Öncü
Değerli okurlarımız işlerimin yoğunluğu nedeniyle yazılarıma bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. Bundan sonraki süreçte haftada en az bir gün ve genellikle Pazartesileri sizlerle birlikte olmaya devam edeceğim. Bugünkü yazımızın konusunu ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Mükerrer 35’inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları oluşturacaktır.
6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesine göre, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.
6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanunun 4. Maddesiyle aşağıdaki 5 ve 6’ncı fıkralar eklenmişti. Anayasa Mahkemesinin 19.03.2015 Tarihli ve 2014/144 Esas, 2015/29 Karar numaralı Kararı ile iptal edilen 5. fıkra aşağıdaki gibidir.
“(5. Fıkra) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.”
5. Fıkranın iptal gerekçesinde, 213 sayılı VUK’da kusura dayalı sorumluluğun benimsenmiş olduğu, kural ile öngörülen sorumluluk halinin ise kusursuz sorumluluk olduğu, kanuni temsilcilerin kendilerinin görevde olmadıkları dönemde gerçekleşen iş ve işlemlerinden sorumlu tutuldukları, bu durumun adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını düzenlemektedir.
Anayasa’nın 2. Maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anaysa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Kanun koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması ve keyfi davranmaması gerekir.
İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların sorumluluk uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde faklı şahısların olması halini de kapsadığı görülmektedir.
Amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. Maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Böylece, “amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur” düzenlemesi iptal edilmiştir. Bu iptal gerekçe de de açıklandığı üzere...
Kaynak ve Yazının Devamı ► http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/3155/sirket-yetkililerine-anayasa-mahkemesinden-mujde_
Değerli okurlarımız işlerimin yoğunluğu nedeniyle yazılarıma bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. Bundan sonraki süreçte haftada en az bir gün ve genellikle Pazartesileri sizlerle birlikte olmaya devam edeceğim. Bugünkü yazımızın konusunu ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Mükerrer 35’inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları oluşturacaktır.
6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesine göre, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.
6183 sayılı Kanunun Mükerrer 35’inci maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanunun 4. Maddesiyle aşağıdaki 5 ve 6’ncı fıkralar eklenmişti. Anayasa Mahkemesinin 19.03.2015 Tarihli ve 2014/144 Esas, 2015/29 Karar numaralı Kararı ile iptal edilen 5. fıkra aşağıdaki gibidir.
“(5. Fıkra) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.”
5. Fıkranın iptal gerekçesinde, 213 sayılı VUK’da kusura dayalı sorumluluğun benimsenmiş olduğu, kural ile öngörülen sorumluluk halinin ise kusursuz sorumluluk olduğu, kanuni temsilcilerin kendilerinin görevde olmadıkları dönemde gerçekleşen iş ve işlemlerinden sorumlu tutuldukları, bu durumun adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını düzenlemektedir.
Anayasa’nın 2. Maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anaysa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Kanun koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması ve keyfi davranmaması gerekir.
İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların sorumluluk uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde faklı şahısların olması halini de kapsadığı görülmektedir.
Amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. Maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Böylece, “amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur” düzenlemesi iptal edilmiştir. Bu iptal gerekçe de de açıklandığı üzere...
Kaynak ve Yazının Devamı ► http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/3155/sirket-yetkililerine-anayasa-mahkemesinden-mujde_
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



