SON YAZILAR
Kanuni Temsilciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanuni Temsilciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2017 Cuma

Kanuni Temsilcilerin Vergisel Sorumluluğu

Unknown | 11:32 | | | |


Kanuni Temsilcilerin Vergisel Sorumluluğu

Günseli Zeynep Kalındamar
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Vergi Bilim Uzmanı

MuhasebeTR

Değerli okurlar bilindiği üzere Sıkça rastladığımız güncel konulardan biri olan kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu hakkında açıklama yapmaya çalışacağız Türk Vergi Sisteminde Kanuni Temsilcilerinin Ödevi VUK 10. yer alırken 6183 AATUHK nun Mükerrer 35. Maddesin de sorumlulukları hüküm altına alınmıştır. 

27 Ocak 2016 Çarşamba

Vergi Usul Kanuna Göre Kanuni Temsil

Unknown | 09:23 | | | | | |

Can TÜRKER -- Hürses Gazetesi
SMMM, Bağımsız Denetçi

Özel hukukta, bir kişinin(temsilcinin) başka birinin (temsil edilenin) hukuk sahasında sonuç doğurmak üzere hareket etmesine “temsil” denir. Temsil sayesinde kişiler, hukuki işlemlerini bizzat yapma zahmetinden kurtulmaktadır. Bu sayede, hukuki işlemler hızlanmakta, özellikle ticari yaşamın gereksinimi olan süratli işlem ilkesi sağlanmış olmaktadır.[1]

9 Kasım 2015 Pazartesi

Kanuni temsilcilerin sorumluluğu

Unknown | 13:54 | | | | | |
Kanuni temsilcilerin sorumluluğu

Osman ARIOĞLU



Vergi hukukunda kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin Vergi Usul Kanunu (VUK) 10 maddede ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun mükerrer 35’inci maddesinde düzenlemeler bulunmaktadır.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Şirketin Eski Müdüründen Vergi Borcu Tahsil Edilebilir mi?

Unknown | 10:10 | | | | | | | | | | |
Şirketin Eski Müdüründen Vergi Borcu Tahsil Edilebilir mi?

Nevzat ERDAĞ



6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Kanuni Temsilcilerinin Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35’inci maddesinde;

3 Temmuz 2015 Cuma

Şirket Ortaklarına Anayasa Mahkemesi'nden Müjde

Unknown | 09:11 | | | | | | | | | | |
Şirket Ortaklarına Anayasa Mahkemesi'nden Müjde

Ali TEZEL



6183 sayılı Kanunun “Kanuni Temsilcilerinin sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35’inci maddesine 5766 sayılı Kanun ile 2008 yılında eklenen "Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur. Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz."

9 Nisan 2015 Perşembe

Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı Gerçekten Eski Yöneticileri Sorumluktan Kurtarıyor mu?

Unknown | 11:27 | | | | | | |
Atilla Dölarslan
Yeminli Mali Müşavir
E. Baş Hesap Uzmanı
Yöntem YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.

3 Nisan 2015 Tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanan Anayasa Mahkemesi Kararı kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik bazı tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Bazı makalelerde, bu iptal kararı ile kanuni temsilcilerin geçmişe yönelik sorumluluklarının kalktığına dair yorumlar okuyoruz.
Aşağıda bu konudaki düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız.
İptal edilen hükümler nelerdi? 
Anılan Anayasa Mahkeme Kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ un “kanuni temsilcilerin sorumluluğu”nu düzenleyen Mükerrer 35’nci maddesinin beş ve altıncı fıkraları iptal edildi.
Anılan 35’nci madde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından tahsil edileceğini düzenliyor.
Bu maddeye, 2008 yılında, Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilen bahsi geçen aşağıdaki fıkralar eklenmişti:
“Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz." 
İşte Anayasa Mahkemesi yukarıdaki iki fıkranın iptaline karar verdi.
İptal sürecine nasıl gelindi?
Bir mükellef, hisselerini 30 Aralık 2011 tarihinde devretmesine rağmen, 2011 yılı Aralık ayına ait KDV ve muhtasar beyannamelerine ait borçlar ile 2011 yılına ait kurumlar vergisinin ödenmemiş olması nedeniyle adına yapılan haciz işlemini dava etti ve dilekçesinde buna dayanak gösterilen kanun hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu iddia etti.
Vergi Dairesi ise (ödeme dönemleri hisse devri tarihinden sonra olsa bile) vergi borcuna konu işlemlerin mükellefin kanuni temsilci olduğu dönemde olmasını gerekçe gösteriyordu.
Yargılama sonucunda,  hem haciz işlemi iptal edildi, hem de Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunarak dosya incelenmesi isteğiyle Anayasa Mahkemesine gönderildi.
Anayasa Mahkemesi de 19.03.2015 Tarih ve 2015/29 Sayılı Kararı ile bahsi geçen fıkraları Anayasaya aykırı bularak iptal etti.
İptal gerekçesi neydi?
Anayasa Mahkemesi Kararında anılan fıkraların iptal gerekçesi olarak yer alan bölüm şöyle:
“Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.”
İptal gerekçesi böyle olunca da iptal kararı birçok çevrede “Anayasa Mahkemesi kanuni temsilcilerin geçmişe yönelik sorumluluğunu iptal etti” olarak yorumlandı.  
İptal kararı ne anlama geliyor?
Hemen belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararı, kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor, sadece “kusurlu” olmadıkları halde sorumlu tutulmalarını engelliyor.
Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik düzenlemelerin süreci incelendiğinde konu daha iyi anlaşılabilecektir.
Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna yönelik düzenlemelerin kronolojisi
Konuya yönelik ilk düzenleme Vergi Usul Kanunundaydı.
Anılan kanunun 10’ncu maddesinde kanuni temsilcilerin vergilendirmeye ilişkin ödevlerini “kasıt ve ihmalleriyle” yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi alacakları kanuni temsilcilerden alınacağı hükme bağlanmıştı.
Bu düzenleme 1988 yılında 3505 Sayılı Kanunla değişti ve kasıt veya ihmali bulunmasa dahi, kanuni temsilciler “ödevlerini yerine getirmemeleri” diğer bir ifade ile “kusurlu” olmaları halinde sorumlu hale geldiler. 
Ancak Vergi Usul Kanununun uygulama alanı  genel bütçeye giren vergi (gümrük vergileri hariç), resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar ile sınırlıydı.
Böyle olunca da bu alacaklar dışındaki kamu alacakları, örneğin o dönemlerde uygulamada olan fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi bazı amme alacakları için kanuni temsilcilere gidilemiyordu.
İşte bu boşluk Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ da 1995 yılında yapılan bir düzenleme ile dolduruldu ve kanuna Mükerrer 35’nci madde eklendi.
Eklenen bu yeni madde şöyleydi:
“Mükerrer Madde 35- [ 1] Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.”
Görüldüğü gibi, bu maddede, VUK’un 10’ncu maddesinde olduğu gibi “kusur” da aranmıyordu.
Maddenin getiriliş amacı, VUK kapsamı dışındaki kamu alacaklarını güvence altına almak olsa da, Maliye İdaresi, bu maddeyi vergi, resim ve harçlar için de uygulamaya kalktı.
Kusurlu olsun olmasın kanuni temsilciler bu madde dayanak gösterilerek sorumlu tutuldu ve hacizler uygulandı.
Ancak bu haksız uygulamalar Vergi Yargısınca hep engellendi. Yargıya başvuranlar haklarını korudular, başvurmayan ya da başvuramayanlar hep mağdur oldular.
Yargı organları haksız uygulamaların önün kesince, bu kez de 2008 yılında mükerrer maddeye şimdi iptal edilen fıkralar eklendi.
Yapılan düzenleme ile Mükerrer 35’ inci maddesinin VUK kapsamındaki alacaklar için de uygulanması sağlandı ve “ister kusurlu olsun ister kusursuz olsun” kanuni temsilcilerin takibinin önü açıldı.
Ayrıca amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olması sağlandı.
Böyle olunca da iki ayrı kanunda birbiriyle çelişen iki ayrı uygulama doğmuş oldu.
Yani Vergi Usul Kanunundaki sorumluluk uygulamasında “kusurlu olma şartı” aranmaktayken, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ da bu şart yoktu.
Bu durum ise, iptal gerekçesinde yer aldığı üzere “aynı maddi olaya iki ayrı yasal düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşturmakta” ydı.
Sonuçta Anayasa Mahkemesi 2008 yılında eklenen bu iki fıkrayı iptal etti.
Sonuç
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor.
İptal edilen düzenleme, asıl olarak kanuni temsilcinin “kusurlu olmasa dahi” sorumlu olacağına dair düzenlemedir.
İptal kararı ile kanuni temsilcilerin geriye yönelik sorumluluklarının kalktığı şeklindeki yorum yanıltıcıdır.
Kanuni temsilcilik görevinden ayrılmış olsa dahi, amme alacağının ödenmemiş olmasında kusuru olan kanuni temsilcilerin VUK’nun 10’ncu maddesinde kapsamında sorumluluğu devam edecektir.
İptal kararı ile doğal olarak ve iptal kararına neden olan örnekte olduğu gibi görevinden ayrılmış kanuni temsilciler kendisine ait dönemde doğmuş ancak ödeme dönemi görevden ayrıldığı tarihten sonra olan kamu alacaklarından sorumlu olmayacaklardır. Çünkü borcu ödememe ona ait bir fiil değildir.
Ancak kendi döneminde ödenmesi gereken vergilerin ödenmemiş olması kendi kusuru olacağı için sorumluluğu elbette ki devam edecektir.
İptal kararının etkisi sadece görevinden ayrılmış eski yönetici açısından da değildir.
Aynı şey yeni kanuni temsilci için de söz konusudur. Kendi döneminde ödenmesi gerekse dahi kusuru bulunmayan yeni kanuni temsilcinin de sorumluluğu olmayacaktır. 





7 Nisan 2015 Salı

Anayasa Mahkemesinin Kanuni Temsilcilerle İlgili İptal Kararı

Unknown | 13:22 | | | |
Cevdet AKÇAKOCA
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

2008 yılında yapılan bir değişiklikle 6183 sayılı Kanunun Kanuni temsilcilerin sorumluluğu başlıklı mükerrer 35. maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmişti.

*Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
*Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Vergi Usul Kanununun 19. maddesine göre, vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın meydana gelmesi ile doğar. Vergi alacağı, mükellefler bakımından vergi borcudur ve bu borç tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil aşamalarından geçen bir zaman dilimini kapsar.


Böylece bu değişiklikle , Vergi Usul Kanunun 10. ve 6183 sayılı AATUHK, mükerrer 35. maddeleri hükümlerine göre, tüzel kişilerin mal varlığından alınamayan kamu alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilmekte ve kanuni temsilcilerin bu görevlerinden ayrılmış olmaları halinde bile sorumluluk devam etmekte idi. 


Bir diğer deyişle özel ödeme sürelerindeki şahısların farklı kişiler olması hallerinde de bu şahısların tamamı, tüzel kişiden alınamayan kamu alacağından müşterek ve müteselsilen sorumlu olmakta ve böylece zaman içinde değişen ortak veya yöneticilerin de müteselsilen sorumlu tutularak kamu alacağın tahsilinin garanti altına alınması hedeflenmekte idi.

Yapılan tatbikat doğru veya yanlış bir çok kimsenin canının yanmasına sebep oldu. 
Anayasa Mahkemesine Başvuran Danıştay Dördüncü Dairesi yasaya 2008 yılında eklenen bu fıkraların Anayasanın 2. Maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiş ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 19.03.2015 tarih ve 2014/144 Esas ve 2015/29 Karar sayılı kararı ile Yüce Mahkeme, bu fıkraların iptaline karar vermiştir. 

Yukarıda belirtilen ve AATUK mükerrer 35. Maddesine eklenen 5 ve 6. ıncı fıkralar ile ilgili olarak


A . Yasanın 35. İnci maddesine Eklenen 5. İnci fıkra adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem ve ihmali sonucu oluşacak
sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz gerekçesi ile,

B . Aynı maddenin 6. Incı fıkrası da 213 sayılı kanun ve 6183 sayılı kanunun amme alacaklarının tümü için takip yapılmasının , bir başka deyişle aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşturmakta olduğundan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz gerekçesi ile iptal edilmiştir. Anayasa mahkemesinin bu iptal hükmü ile amme alacağının doğduğu ve ödendiği zamandaki şahısların farklı kişiler olması halinde müşterek ve müteselsil sorumluluk kalkmıştır. Kanuni temsilcilerin sorumluluğu maddesi hükümleri ise aynen devam etmektedir.. 

Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer Madde 35 de –

Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiyedeki mümessilleri hakkında da uygulanır.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.

Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. 
Denmiştir. Böylece madde hukuk ilkelerine ve anayasaya uygun hale gelmiştir.


Kaynak ► http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/cevdet/0195/



6 Nisan 2015 Pazartesi

Anayasa Mahkemesinden Tarihi İptal Kararı

Unknown | 09:22 | | | |
Cumhur Çetin
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir - Denetçi
Denetimciler Bağımsız Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

Anayasa Mahkemesi, 03.04.2015 tarih ve 29315 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19/3/2015 Tarihli ve E: 2014/144, K: 2015/29 Sayılı Kararı ile 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanun’un mükerrer 35. maddesinin 5. ve 6.fıkrasında yer alan hükümlerin, Anayasa’nın 2.maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği yönünde karar vermiştir.
Kanuni Temsilciler Sorumlu Tutulamayacak
Bilindiği üzere;6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Kanuni temsilcilerin sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35. Maddesinin,5. fıkrasında; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşebbüsü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı, 6. fıkrasında ise kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümlerin bu sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı hükümleri yer almaktadır.  
Söz konusu hükümlerin, Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucu; Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşebbüsü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları durumunda alacağın ödenmesinden alacağın doğduğu dönemdeki kanuni temsilci sorumlu tutulamayacaktır.
Örnek:
(A) limited şirketinde ortak aynı zamanda müdür olan (C), 30.12.2011 tarihli ortaklar kurulu kararına göre,30.12.2011 tarihinde noter tasdikli hisse devir ve temlik sözleşmesiyle şirkette mevcut hisselerinin tamamını devrederek şirket ortaklığından ve müdürlüğünden ayrılmıştır. Söz konusu karar, 30.12.2011 tarihinde tescil edilmiş ve 11.01.2012 tarihinde Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiştir.
(A) limited şirketi’ne ait;
2011/Aralık Dönemine ait KDV beyannamesi, 24 Ocak 2012 tarihine kadar süresinde verilmiş ancak tahakkuk eden vergi 26 Ocak 2012 tarihine kadar ödenmemiştir.
2011/Ekim-Kasım-Aralık Dönemine ait Muhtasar beyanname, 23 Ocak 2012 tarihine kadar süresinde verilmiş ancak tahakkuk eden vergi 26 Ocak 2012 tarihine kadar ödenmemiştir.
2011/Kurumlar Vergisi Beyannamesi, 25 Nisan 2012 tarihine kadar süresinde verilmiş ancak tahakkuk eden vergi 30 Nisan 2012 tarihine kadar ödenmemiştir.
Tahakkuk eden bu vergilerin tahsili amacıyla şirket adına ödeme emirleri düzenlenmiş ve 29.05 2102 tarihinde şirkete tebliğ edilmiş ancak şirket tarafından ödeme yapılmamıştır. Bunun üzerine şirkete ait malvarlığı araştırması yapılmış ancak şirket adına taşınmaza, taşıta ve bankalarda bir değere rastlanılmamıştır. Bunun üzerine, 6183 sayılı kanunun mükerrer 35 maddesinin 5. fıkrasına istinaden vergilerin doğduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi olan (C) adına ödeme emri düzenlenerek, 03.07.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Tebliğ sonucunda (C) kişisi tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı için aracına haciz işlemi tatbik edilmiştir.
Bunun üzerine (C) konuyu vergi mahkemesine taşımış,6.vergi mahkemesi haczin iptaline karar vermiş bu defa da ilgili vergi dairesi söz konusu iptal kararının bozulması amacıyla Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 4.Dairesi, 6183 sayılı kanunun mükerrer 35.maddesinin 5.ve 6 fıkralarının iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. 
Anayasa Mahkemesi;
 “Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidilebileceği gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde KENDİ KUSURUNDAN KAYNAKLANMAYAN bir nedenle BAŞKALARININ EYLEM VE İHMALİ SONUCU OLUŞACAK SORUMLULUĞA ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, söz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.” gerekçesiyle; 6183 sayılı kanunun mükerrer 35. maddesinin 5.ve 6.fıkralarını iptal etmiştir.
Söz konusu iptal kararının, vergi mahkemelerinde devam eden davaların hızlı bir şekilde sonuçlanmasına, mahkemelerin yükünün azalmasına olumlu katkısı olurken, hazineye kaynak sağlanması anlamında olumsuz katkısı olacaktır. Yine bu iptal kararı, ilerleyen günlerde 6183 sayılı kanunun “limited şirketlerin amme borçları”“  başlıklı 35.maddesinin 2.fıkrasının da iptalini gündeme getirebilecektir.